nbc home  

 

Altyazı

GERÇEKLEŞMEYENLER ÜZERİNE...
Fırat Yücel, Altyazı Dergisi, Şubat 2003

Söylenemeyenler; insanın zihnini sürekli meşgul eden, üzerine bir saniye içerisinde binlerce düşünce türettiğiniz, kafanızın içinde değişik gerçekleşme ihtimalleri üzerine senaryolar yazdığınız, bir saniye içerisinde bir romanın sayfalarını dolduracak kadar çok düşünce cümlesi kurduğunuz fakat bir türlü ağzınızdan dışarı çıkmak bilmeyen, dilinizin ucuna kadar gelen fakat tam da orada mütereddit durup bekleyen, bir türlü doğru kelimeleri bulamadığınız için sonsuza dek orada kalmaya niyetli olan… Konuşmak Borroughs’un dediği gibi yalan söylemektir belki de, ağzınızdan hiçir zaman asıl düşüncenizin birebir yansıması çıkmaz, hep bir şeyler eksiktir, eksik kalır. Uzak’ı bu eksiklik hissi üzerine bir film olarak gördüm ben. Bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünmek, aklınızdaki fotoğraf kurgusunu bir türlü oluşturamamak, parçaları bir türlü oluşturamamak, parçaları bir türlü tamamlayamamak üzerine bir film. Bir insan düşünün ki, yaptığı her şeyin eksik kaldığını, aklında kurguladığı ile hiçbir zaman örtüşmediğini düşünsün. Bu insan o eksikliği her zaman içinde hissedecek ve yaşama olan bağlılığı giderek azalacaktır. Bir süre sonra bu insan için bir şeyin gerçekleşmesi ile gerçekleşmemesi arasında herhangi bir fark kalmayacaktır. Gerçekleşen her şey zaten yarım kalacak demektir. Ve tamamlanmayan bir şeyin gerçekleşmesi ile gerçekleşmemesi arasında bir fark yoktur. O şeyin gerçeklik değeri, aklınızda o saniye içinde düşündüğünüz şeylerden ibarettir, daha fazlası değil. Ve gerçekleşen şey, hiçbir zaman sizin aklınızdaki ile örtüşmeyecektir. Benjamin’in deyimiyle “Bizde imrenme duygusu uyandıracak mutluluk, sadece solumuş olduğumuz havada vardır; bazı insanlarla konuşabilirdik, bazı kadınlar kendilerini bize verebilirdi, orada…” Bazı fotoğraflar çekebilirdik (arabayı durdurabilirdik, tam da orada… tam da o gün batışında…), bazı kadınlara onları sevdiğimizi söyleyebilirdik (orada… tuvaletin yankılı akustiğinde), varlığından rahatsız olduğumuz kişinin salondan çıkması için televizyonda kanaldan kanala hızla zap yapacağımıza ona kısaca “lütfen çıkar mısın, yalnız başıma erotik film izlemek istiyorum” diyebilirdik (orada… sigara içilmeyen salonda), annemizi arayabilir, ona şefkat gösterebilir, sıhhatini sorabilirdik (telefonu çevirmiştik de, bir an sonra niye vazgeçtik?) pakette tek başına kalmış sigarayı deniz kenarında bir banka oturup bi güzel içebilirdik (orada… deniz kenarında, bankta…). Fakat ya o fotoğrafın çekilmiş olması ile çekilmemiş olması bizim için herhangi bir fark ifade etmiyorsa? Ya o çekmek istediğimiz, o tek bir saniyelik anda aklımızda beliren fotoğrafın hiçbir zaman gerçekliğe erişmeyeceğini, aklımızdakine kıyasla hep eksik kalacağını düşünüyorsak? Ve bu allahın belası eksiklik duygusu, bizi hiç yalnız bırakmıyorsa? Mutluluk imgemiz hep düşündüklerimizde saklı kalıyorsa? Sonsuza dek dilimizin ucunda hapsolmuşsa?

Tüm bu düşündüklerimiz hakkında bir film çekebilirdik. Bu filmi belki birkaç kişi izler ve bizimle aynı şeyleri düşünürdü, düşündüğünün farkına varırdı. Fakat bu film Stalker’ın yanında her zaman için eksik kalmayacak mıdır? Bu filmi çekmişiz, çekmemişiz ne fark eder? Birkaç kişi izlemiş, izlememiş ne fark eder? Bir kişi izlemiş, aklına gelenlerden bir yazı yazmış, yazmamış ne fark eder?

Fakat bu film çekildi, bu yazı yazıldı ve evet, Mahmut deniz kenarına gitti, bir banka oturdu ve kendisinden tamamen farklı bir ruh halindeki, dünyayı tamamen farklı algılayan, çekilmeyen o gün batımı fotoğrafının çekilmiş olması gerektiğini düşünen bir başka adamın paketinden arta kalan sigarayı içti. Az sonra kendisinden uzaklaşacak, çok uzaklara gidecek olan o adamın…