nbc home  

 

Milliyet Sanat

MARJİNAL SİNEMANIN ZAFERİ
Atilla Dorsay, Milliyet Sanat Dergisi, Kasım 2002

Antalya’da Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği Uzak'ın başarısından sonra kaynaşmalar, eleştiriler, hatta küfürler eksik olmadı.

(...)

Ceylan kente iniyor

Nuri Bilge Ceylan ise beklenen yeni ve üçüncü filmi “Uzak” ile hiç düş kırıklığı yaratmadı. Tersine, bu filmi çok iyi buldum. Ceylan'ın kırsal kesim kahramanları bu kez kente iniyorlardı. Dekor, mekanlar değişiyor ama onun sinema anlayışı değişmiyordu. Uzun planlarla hayatı geniş ve genel biçimde kavrama, bir ermiş felsefesiyle birleşmiş, doğal bir varoluşçuluk tavrıyla, yaşamın içindeki en küçük, en önemsiz gözüken ama belki en temel ayrıntıları bulup çıkarma çabası ve yeteneği...

Bu ağır, belki biraz sabır isteyen film, sonunda insana tam bir doygunluk veriyor, gerçek insan yaşamlarına tanık olmuş olmanın o benzersiz lezzetini bırakıyordu. Ceylan, taşradan, kir ve ormandan İstanbula çevirdiği kamerasıyla, bu kenti de sanki hiç görmediğimiz gibi gösteriyordu bize. Görkemli ibir beyazlığın örttüğü, kara teslim olmuş bir İstanbul, kusursuz bir ışık içinde yükselen o eşsiz siluetiyle Dersaadet, yaşamların iç içe örüldüğü eski, dar sokaklar ve yıpranmış evler...

Bunlardan birinde, aynı kasabadan gelmiş iki kişi karşılaşıyordu. Biri bir zaman önce gelip yerleştiği kentte çektiği resimlerle tanınmış, ün yapıp kendince rahatlığa erişmiş, küçük burjuva çevreye katılmış bir fotoğrafçı... Öbürü, kente kapağı atmış, arayış içindeki daha genç ve deneyimsiz bir uzak akraba...
Ama elbette bu olmayacak bir düştür ve onu bekleyen İstanbul'da üst üste yaşanacak düş kırıklıklarından başka birşey değildir.

Burjuvalaşmanın bedeli

Ceylan, bu iki karakteri çok ekonomik bir senaryoyla ilmek ilmek tasvir ediyor, adeta kişiliklerinin özünü bizlere açıyor. Genç çocuk kentte yalnız bir avcıya dönüşüyor ve bol bol sahip olduğu boş zamanlarda kadınların peşine düşüyor.

Ama hep beceriksizce, hep yalnış hamlelerle... İzlediği semtlerindeki kızın zaten sevgilisi vardır. Otobüste yanındaki kızın dizine dizini sürtmesi elbette geri tepecektir. Beyoğlunda izlediği genç kız yeni sinema dergisinin sayfalarına baktıktan sonra Beyoğlu Sineması’na film izlemeye inen bir ‘entel’ çıkacaktır.
Aradaki sınıfsal duvarlar aşılmaz ve geçilmezdir...

Ev sahibi, bu uzak akrabadan git gide sıkılır, ondan kurtulmayı dener. O artık yerleşmiş, bir düzen kurmuş ve burjuvalaşmıştır. Ama bunun bedeli ağırdır: Karısı çekip gitmiş ve onu yapayalnız bırakmıştır. Ceylan, tek bir uzun ve yakın çekimle kadını bize tanıtır ve bir karakter çizer. Bu tek plandan yansıyan tam bir dramdır. Aslında iç içe dört dram: Egoistliği yüzünden hayatı kararmış bir erkek artık çoçuk sahibi olamayacak bir kadın, çok çok istediği halde babalığı tadamayacak bir yeni erkek... Ve doğmadan ölmüş o talihsiz bebek...

O artık bir dünya yönetmeni

Genç akraba ise tam bir yalnız yürektir. Bir serseri mayın...Ve fotoğrafçı, gerçekten iç burucu bir sahnede, onu hırsızlıkla suçlayacak, bunun doğru olmadığını anladıktan sonra bile, gerçeği söyleyerek onu rahatlatmayı düşünmeyecektir. Çünkü burjuvalaşmanın bir bedeli vardır ve bunlardan biri de insanlık kimliğinin ve gerçek kişiliğin kimi maddi kaygılar için gözden çıkarılmasıdır.

Böylece, bu alçak gönüllü gözüken film, ardında kaynayan dramlar ve yoğun bir hüzünle yaşanan hayatlar sunar bize...Ceylan’ın İstanbul’a gelişi hayırlı bir sonuç doğurur ve ormanın, ağaçların, börtü-böceğin müziği, yerini büyük kent dramlarına ve insan hikayelerine bırakır. Yalnız bir yerde Mozart’ı kullanan bu sessiz ve sakin film bize İstanbul’u büyülü bir kent olarak sunmasının yanısıra, kısacık dokunuşlarla iç içe ördüğü insan yaşamlarını da modern bir ustalıkla verir. Evet, Nuri Bilge Ceylan artık bir dünya yönetmenidir ve “Uzak”, Antalya ödüllerini tümüyle hak eden, olasılıkla yeni ve yabancı ödüllere açık önemli bir filmdir.