nbc home  

 

UZAKTA OLSA.!

Caner Alp, YTÜ Sinema, 14 Nisan 2003


Aslında ilk kez kafamda önceden birşeyler kurgulamadan bir film hakkında
kendimce bir şeyler söylemeye çalışacağım. Zaten “UZAK” ta böyle bir film
değilmi yapaylıktan “uzak” hayatın gerçeğini gerçekleriyle abartıdan”uzak”
bir şekilde seyirciye aktaran.

Atilla Dorsay geçtiğimiz yıllarda ülkemizde de gösterime giren Hollywood
yapımı animasyon filmi “FINAL FANTASY” için her şeyi ile kusursuz bir yapım
demişti her karakter nerde ne zaman hareket edeceğini biliyordu ve her
hareket kusursuzca işleniyordu. Kaçırılmayan kamera hareketleri parlamayan
ışıklar ve ses ....Ama aynı zaman da ekliyordu hiç bir film bu kadar
kusursuz olamaz o nedenle “FINAL FANTASY” iyi bir film olamamıştır...

Şimdi ben Nuri Bilge Ceylanın “UZAK” filmi için tam tersi şeyler
söyleyeceğim. Bu yaşıma kadar izlemek isteyebileceğim en iyi filmlerden
birini izledim Sinemanın sıcaklığı ve soğukluğunu aynı anda yaşadım.
Sıcaklık; geçen yıl teyze oğlunun iş bulma ümidiyle gittiği akraba evinde
yaşadıklarına tanık oldum birden. Sonra Trabzonun Vakfıkebir ilçesinde
doktor olmadığı halde kırıkları iyileştirmeye çalışan “Kırıkçı Cemal” isimli
şahsın adını duydum. Keçisiyle Çobanıyla Anadolu semalarında ufak bir
gezinti yaptım. Sonra hiç bir şey değişmedi hayat hayattı zaten gerçekler
yanıltmazdı. Sihirli bir deynek gelip sana iş bulamazdı ya da sonradan onu
aslında deliler gibi sevgiğini anladığın eski karını geri getiremezdi. Kaç
gerçek hayat yaşandı havaalanlarında, son anda huzura eren. Çoğu zaman
ayrılık yok mudur oralarda. her varış bir ayrılığı simgelemezmi zaten.
Hangi erkek cinselliğini Video kasetlere gizlemedi ve bir kadına ihtiyaç
duymadı. Hoşlandığı kadın uğruna caddelerce dolaşmadı. Ya da hangi şehir
hangi zaman hangi medeniyet yıkabilir senin Anadolu kırlarında kalmış
Çocukluğunu Yaşı ilelemiş de olsa küçük yeğene alınan bir oyuncakta kendi
özlemide yok mudur insanın yoksa siz Mehmet Emin Toprak’ın çok mu “uzağın”
da yaşadınız.

“UZAK” benim filmimdi, karşıki bakkal Ahmet efendinin ya da üst kattaki
komşumuz Ayfer teyzenin. Hangimizin değildiki? Seyirciye yakın , sinemaya
“uzak” bir film. TV şaklabanlığı biri bizi gözetliyoru bile gerçekliğin
“uzağında” bırakan bir film. Sinemanın gözümüzü boyadığı hayat güzeldir
sloganını bir çırpıda silip, her şeyin kötü sonla bitemeyeceğini vurgulayan
hayatı olduğu gibi anlatan bir filmdi.

Velhasıl konusuyla bizimdi bu film. Görselliğinden taviz vermeyecek kadar
titiz işlenmiş İstanbulun her zaman yakalanamayacak güzellikte
fotoğraflarıyla bezenmiş ve Nuri Bilge Ceylanın görselliğiyle süslenmiş bir
film “Uzak” Bir farenin acı yalvarışı kadar doğal bir Anadolu çocuğunun
haksızlıklara boyun eğememesi kadar hırçın, aldatmak ve aldatılmanın
inanılmayacağı kadar gizli, ucuzca uydurulan bahaneler kadar komik bir
filmdi.

Ben çoğu zaman şöyle değerlendirmişimdir filmleri. Yazdıklarını
anlatamıyorsan görselliğinden taviz verme ya da yazdıklarını izleyiciye
geçirebileceğine inanıyorsan görselliğini çizgi filme döndürme. Nuri Bilge
Ceylan bu durumu çok iyi değerlendirmiş gibi geldi bana yani anlattıkları
zaten bizden birileriydi ve anlaşılmaması imkansızdı ve O tüm bu doğallığı
aldatmaca kamera hareketleriyle süslemedi. Karanlık bir odanın televizyon
ışığında neleri görebiliyorsak onları gösterdi bize.

Hayattan çalımlar yemiş ama yenilmemiş bir fotoğrafçının monoton hayatının
içinden geçtik sonra bir Anadolu gencinin hayallerine daldık. Ardından
istenmediğini anlayamayacak kadar saflık ya da çaresizlik sirkildik. Sonra
hayat buydu zaten dedik ama ne kadar üzülmesekte keşke şu çocuk bir iş
bulsaydı ya da o kadın havaalanından neden geri dönmedi, adam niye telefonda
ona iyi birşeyler söylemedi ki dedik. İçimizde alışık olduğumuz bir
buruklukla ayrıldık salondan ve veda etmeyen yolcunun ölüm haberini aldık
GÜLE GÜLE MEHMET EMİN TOPRAK...

.